ABDnin nükleer hamlesi Orta Doğuyu nasıl değiştirecek?
ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan nükleer iş birliği anlaşması, İsrail’den İran’a uzanan bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebilir. Anlaşma Orta Doğu’da yeni bir nükleer rekabeti tetikleyebilir.23/07/2026 10:56© TRT HABER
“123 Anlaşması” olarak bilinen mutabakat, Amerikan şirketlerinin Suudi Arabistan’ın sivil nükleer enerji programında görev alabilmesinin hukuki zeminini oluşturuyor. Anlaşma şimdi 90 günlük inceleme süreci için ABD Kongresine gönderilecek.
Riyad’ın nükleer enerji arayışı yeni değil. Suudi Arabistan, fosil yakıtlara dayalı enerji üretimini çeşitlendirmek, iç tüketimde kullanılan petrol miktarını azaltmak ve ileri teknoloji alanında kapasite kazanmak istiyor.
Ancak anlaşmayı bölgesel açıdan önemli hale getiren asıl unsur, Suudi Arabistan’a gelecekte kendi topraklarında uranyum zenginleştirme imkanı sağlayabilecek bir yol bırakması.
İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Gökhan Ereli’ye göre anlaşma, enerji alanında atılan ticari bir adımdan daha fazlası. Zira Washington’ın Ortadoğu’da kurmak istediği yeni düzenin önemli parçalarından biri de bu anlaşma olabilir.
Suudi Arabistan, ABD ile kapsamlı bir nükleer anlaşma yapılması için Joe Biden döneminden bu yana yoğun bir diplomasi yürütüyordu. O dönemde nükleer iş birliği, ABD’nin Suudi Arabistan’a sunmayı planladığı güvenlik garantileri ve Riyad’ın İsrail ile normalleşmesi üzerinden yürütülen geniş bir paketin parçasıydı.
Trump yönetimi ise nükleer görüşmeleri Suudi Arabistan’ın İsrail’i tanıması şartından ayırdı. Böylece Washington, İbrahim Anlaşmaları’nın genişletilmesi hedefini tamamen terk etmese de Riyad ile stratejik iş birliğini yalnızca İsrail’le normalleşmeye bağlı yürütmeyeceğini gösterdi.
İbrahim Anlaşmaları ile Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas’ın İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesinin ardından Washington’ın en büyük hedefi Suudi Arabistan’ın da sürece katılmasıydı. Ancak Gazze’deki savaş, Riyad-Tel Aviv normalleşmesini siyasi açıdan daha zor hale getirdi.
Buna karşın ABD, Çin ve Rusya’nın Körfez’de enerji, teknoloji ve savunma alanlarında artan etkisini sınırlandırmak amacıyla Suudi Arabistan’la ilişkileri derinleştirmeyi sürdürdü.
Ereli, bu stratejiyi şöyle değerlendiriyor:
“Anlaşma, ABD’nin Ortadoğu’da hem İran’ın hem de Çin ve Rusya etkisini sınırlama ve Batı eksenli yeni bir güvenlik mimarisi kurma hedefinin en somut adımlarından birini yansıtıyor.”
Anlaşmayla Suudi Arabistan’ın nükleer altyapısında Amerikan şirketlerine merkezi bir rol verilmesi planlanıyor. Washington yönetimi, programın Amerikan teknolojisi ve şirketleri üzerinden kurulmasının Riyad’ın nükleer faaliyetleri üzerinde daha fazla denetim sağlayacağını savunuyor.
Ancak Ereli’ye göre Washington’ın temel hesabı yalnızca denetim değil:
“Asıl stratejik hesap, Suudi Arabistan’ı teknolojik olarak ABD’ye bağlamak ve İran’ı dengelemektir.”
Bu tercih aynı zamanda Amerikan nükleer enerji sektörü açısından onlarca milyar dolarlık potansiyel bir pazar anlamına geliyor. ABD merkezli Westinghouse’un Suudi Arabistan’da kurulması planlanan reaktörler için öne çıkan şirketlerden biri olduğu belirtiliyor.
Anlaşmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri İsrail cephesinde ortaya çıktı. İsrail, uzun süredir Suudi Arabistan’a verilecek Amerikan güvenlik garantileri ve nükleer teknoloji desteğinin Riyad’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılması karşılığında sağlanmasını istiyordu.
Ancak Trump yönetiminin nükleer anlaşmayı normalleşme şartından ayırması, İsrail’in Suudi Arabistan üzerindeki en önemli pazarlık araçlarından birini zayıflattı.
İsrail’deki diğer endişe ise Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme kapasitesine ulaşma ihtimali.
Sivil nükleer reaktörlerde kullanılacak düşük seviyede zenginleştirilmiş uranyum ile silah yapımında kullanılan yüksek seviyedeki uranyum arasında teknik farklılıklar bulunuyor. Ancak zenginleştirme altyapısına sahip olmak, bir ülkeye ileride daha ileri bir nükleer kapasite geliştirebilmesi için kritik bilgi ve teknoloji kazandırıyor.
İsrailli yetkililer ve güvenlik uzmanları bu nedenle anlaşmanın bölgede nükleer silahların yayılmasını önleme rejimini zayıflatabileceğini savunuyor. İsrail basınında da Suudi Arabistan’a zenginleştirme imkânı tanınmasının tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine ilişkin değerlendirmeler yer aldı.
OKUR YORUMLARI (0)
Yorum Yapın