Ateşkes var ama savaş bitmedi: Gerilimde yeni dönem
ABD ile İran arasında varılan mutabakat, çatışmaları sona erdirmek yerine farklı bir evreye taşıdı. Tarafların değişmeyen stratejik hedefleri ve derin güven bunalımı, kalıcı barış ihtimalini zayıflatırken bölgede yeni bir gerilim döneminin kapısını aralıyor.14/07/2026 12:44© TRT HABER
İran ile ABD arasında çatışmaların durdurulması ve kalıcı bir anlaşmanın önünün açılması amacıyla imzalanan mutabakat, sahada silahları susturmaya yetmedi. Tarafların birbirini anlaşmayı ihlal etmekle suçladığı süreçte karşılıklı saldırılar yeniden yoğunlaştı. Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik ve geçiş tartışması ise krizin merkezine yerleşti.
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz günlerde İran’a yönelik deniz ablukasının yeniden uygulanacağını duyurdu. Trump, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlayacağını savunarak boğazdan geçen yüklerden yüzde 20 oranında ücret alınacağını söyledi.
İran ise Washington’ın böyle bir yetkisinin bulunmadığını belirterek Hürmüz’de söz sahibi olan ülkenin kendisi olduğunu vurguladı.
Mutabakatın ardından başlayan diplomatik temaslar devam etse de sahadaki gelişmeler farklı bir tablo ortaya koyuyor. ABD, İran’ın bölgedeki askeri hedeflerine yönelik saldırılarını sürdürürken İran da ABD’nin Ürdün’deki askeri varlığını hedef aldığını açıkladı. Ürdün yönetimi, hava sahasına giren dört füzenin önlendiğini bildirdi. ABD ordusu ise İran’a karşı beş saat süren yeni bir saldırı dalgası düzenlediğini duyurdu.
Bu tablo, tarafların henüz kalıcı bir barış üzerinde değil, kırılgan ve geçici bir denge üzerinde durduğunu gösteriyor. Ateşkesin neden işlemediğini, Washington ile Tahran arasındaki güvensizliğin kaynaklarını ve önümüzdeki dönemde diplomasiyle çatışma arasındaki mücadelenin nasıl şekillenebileceğini haberimizde ele aldık. İstanbul Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve İran Uzmanı Dr. Bilgehan Alagöz değerlendirdi.
ABD ve İran, haziran ayında savaşın sona erdirilmesi ve daha kapsamlı müzakerelere başlanması amacıyla 14 maddelik bir mutabakat imzaladı. Anlaşmada çatışmaların durdurulması, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve 60 günlük müzakere sürecinin başlatılması öngörülüyordu. Ancak İran’ın nükleer programı, bölgesel silahlı gruplarla ilişkileri ve boğazdaki deniz trafiğinin nasıl yönetileceği gibi temel meselelerin çözümü sonraki görüşmelere bırakıldı.
Mutabakatın üzerinden kısa süre geçmesine rağmen taraflar, anlaşmanın uygulanmasına ilişkin farklı yorumlar ortaya koydu. Washington, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki bütün geçiş hatlarını koşulsuz şekilde uluslararası deniz trafiğine açmasını ve hiçbir gemiden ücret talep etmemesini istiyor. Tahran ise boğazın güvenliği ve gemi geçişlerinin düzenlenmesi konusunda kendi belirleyici konumunun tanınmasını talep ediyor.
İstanbul Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve İran Uzmanı Dr. Bilgehan Alagöz’e göre mutabakat, tarafların temel sorunlarını çözmedi, ağırlaşan koşulların tarafları geçici bir uzlaşmaya zorlaması sonucunda ortaya çıktı.
Alagöz, “Mutabakat, zorunlu koşulların sonucunda ortaya çıktı. Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ve bölgesel gerilimin küresel enerji piyasalarını etkilemesi tarafları masaya oturmaya zorladı. Ancak mutabakat, temel anlaşmazlıkları ortadan kaldırmadı” değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın nükleer programının geleceği, vekil güçlerle kurduğu ilişkiler ve yaptırımların tamamen kaldırılıp kaldırılmayacağı konusunda tarafları bağlayan ayrıntılı bir yol haritasının bulunmadığına işaret eden Alagöz, mevcut sürecin kalıcı bir normalleşmeden çok kırılgan bir dengeyi ifade ettiğini söyledi.
Nitekim Trump, İranlı yetkililerin anlaşmalara uymadığını savunarak ateşkes düzenlemesinin “sona erdiğini” açıklarken İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, mutabakatı krize sürükleyen tarafın Washington olduğunu ileri sürdü.
Mutabakatın en kritik başlıklarından biri Hürmüz Boğazı’nın statüsü oldu. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin normal şartlarda geçtiği boğaz, hem enerji taşımacılığı açısından hem de ABD ile İran arasındaki bölgesel güç mücadelesi bakımından da belirleyici bir alan olma niteliği taşıyor.
İran, gemilerin kendi belirlediği güzergâhlardan geçmesini ve oluşturduğu mekanizmalara kayıt yaptırmasını istiyor. Washington ise bütün geçiş hatlarının koşulsuz biçimde açık tutulmasını ve uluslararası deniz ulaşımının herhangi bir ülkenin iznine bağlanmamasını savunuyor. Tartışmanın temelinde boğazdaki deniz düzenini kimin belirleyeceği sorusu bulunuyor.
Trump’ın ABD’yi “Hürmüz Boğazı’nın koruyucusu” olarak tanımlaması ve geçen yüklerden yüzde 20 oranında güvenlik ücreti alınacağını açıklaması, anlaşmazlığı yeni bir aşamaya taşıdı. Trump ayrıca İran gemilerine yönelik ablukanın yeniden yürürlüğe sokulacağını duyurdu.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise Trump’ın açıklamalarına karşı çıkarak ABD’nin boğaz üzerinde herhangi bir yetkisinin olmadığını söyledi. Arakçi, Hürmüz’ün gerçek koruyucusunun İran olduğunu savundu ve yüzde 20’lik ücret açıklamasını eleştirdi.
Tarafların karşılıklı hamleleri deniz trafiğini de ciddi biçimde etkiledi. Savaş öncesinde günde yaklaşık 130 geminin geçtiği boğazda bazı günlerde bu sayının 14’e kadar düştüğü görüldü. Gemilerin rota değiştirmesi, takip sistemlerini kapatması ve güvenlik riskleri nedeniyle beklemeye alınması, enerji ve taşımacılık piyasalarındaki belirsizliği artırıyor.
Trump’ın son açıklamasının ardından petrol fiyatlarının yükselmesi, Hürmüz üzerindeki her askeri ve siyasi hamlenin küresel ekonomi üzerinde doğrudan sonuçlar doğurduğunu bir kez daha gösterdi.
Ateşkesin önündeki en önemli engellerden biri, ABD ile İran arasındaki derin ve tarihsel güvensizlik. İki ülke arasında 1979 İran Devrimi ve Tahran’daki ABD Büyükelçiliği baskınından bu yana devam eden krizler, tarafların birbirlerinin niyetlerine yönelik kuşkularını kalıcı hale getirdi.
Dr. Alagöz, yaklaşık 47 yıldır devam eden bu çatışmalı ilişkinin karşılıklı güveni büyük ölçüde aşındırdığına dikkat çekti.
Bu nedenle Washington, İran’ın nükleer programına, füze kapasitesine ve bölgedeki müttefiklerine ilişkin verdiği sözleri uygulamayacağı endişesini taşıyor. İran ise olası bir anlaşmanın kendisini savunmasız bırakabileceğini ve ABD ya da İsrail’in daha sonra yeniden askeri harekâta girişebileceğini düşünüyor.
OKUR YORUMLARI (0)
Yorum Yapın