Fransa'nın, özellikle Mali, Burkina Faso ve Nijer'deki iktidar değişimleri sonrası birliklerinin sınır dışı edildiği Afrika'da askeri varlığının azalması, kıtada ekonomik ve kültürel etkisini kaybetmesine bağlanırken, Fransızların Ruanda ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nde yaşanan etnik katliamlardan da doğrudan ya da dolaylı şekilde sorumlu olması bölgedeki nüfuz kaybının başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.

Bu bağlamda Fransızların "Bin Tepe" ülkesi olarak adlandırdıkları, Afrika'nın doğusunda yer alan ve denize çıkışı olmayan Ruanda'da 1994'te yaşanan ve üzerinden 32 yıl geçen soykırımdaki rolü ve sorumluluğu hala tartışılıyor.

Fransa giderek etkisini yitirdiği Afrika kıtasında 32 yıl önce yaşanan ve 800 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği soykırımda ilk başta hiçbir rolü bulunmadığını savunurken, daha sonraları bu soykırımda bir "sorumluluğu" olduğunu kabul etse de herhangi bir "suç ortaklığını" reddediyor.

Fransa, 23 Haziran 1994'te ülkenin güneybatısında sığınmacılar için güvenli bölge oluşturmak amacıyla Turkuaz Operasyonu'nu başlattı ancak soykırımı engellemek yerine soykırımcılara silah ve mühimmat desteği sağlayarak Tutsilerin kurduğu Ruanda Yurtsever Cephesinin (RPF) ilerleyişini kısıtladı.

Yıllar sonra ortaya çıkan belgeler, Fransa'nın Hutu hükümetine, Fransız ordusunun kontrolü altında olan bölgeden kaçması için "diplomatik telgraf" ile emir verdiğini gösterdi.

Ayrıca belgelerde, Fransız istihbaratının öncesinde soykırımın olacağına dair hükümeti bilgilendirdiği ortaya çıktı.

Dönemin sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand, soykırım sinyallerine rağmen yakın dostu olarak nitelediği Ruanda Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana ile ilişkileri bozmadı.

1994'te soykırıma suç ortaklığı eden çok sayıda kişinin Fransa'ya gelmesiyle ülke soykırım şüphelileri için bir tür "sığınak" haline geldi.

Mitterrand, soykırım boyunca izlediği politikalar ve verdiği emirlerle Ruanda'da işlenen suçlara ortaklık ettiği gerekçesiyle eleştirilirken, 1998'te Le Figaro gazetesine verdiği demeçte "O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil." ifadesini kullandı.

Dönemin Cumhurbaşkanı Mitterrand, Ruanda’da bir soykırım yaşandığını kabul etse de Fransa’nın bunda hiçbir sorumluluğu olmadığını savundu.

1998'te Mitterrand'a yakın bir isim olan Fransız Milletvekili Paul Quiles'in başkanlığında kurulan Ruanda Soruşturma Komisyonu, ülkenin soykırımda "hiçbir şekilde" etkisi olmadığı yönünde rapor yayımladı.

2004'te ise dernekler ve sivil toplum kuruluşları, Fransa'nın Ruanda Soykırımı'ndaki rolüne ilişkin Sivil Araştırma Komisyonu kurdu. Komisyon 2005'te yayımladığı 600 sayfalık "Yüzümüze Çarpan Dehşet: Fransız Devleti Ve Ruanda Soykırımı" başlıklı raporda Fransa'nın soykırımda rol oynadığını ortaya koydu.

Aynı yıl bazı Fransız avukatlar Ruanda'da yürütülen Turkuaz Operasyonu'nda yer alan Fransız askerleri hakkında "soykırıma suç ortaklığı" ettikleri iddiasıyla dava açtı.

Eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, 2007-2012 dönemindeki görev sürecinde Ruanda ile ilişkileri onarma çabasına girerken, 2010'da ülkenin başkenti Kigali'ye yaptığı ziyarette itiraf niteliğinde açıklamalarda bulundu.

Fransa'nın yaklaşık 16 yıldır sorumluluğunu inkar ettiği Ruanda Soykırımı'na ilişkin Sarkozy, o dönemin hükümetinin "çok ciddi hatalı değerlendirmeler" yaptığını ve "bir çeşit körlük yaşadığını" söyledi.

Sarkozy'nin bu açıklamalarıyla Fransa, Ruanda Soykırımı'ndaki sorumluluğunu ilk kez kabul etti.

Fransa'nın Ruanda Soykırımı'ndaki rolü başa gelen hükümetler tarafından uzunca bir süre inkar edilirken, Sarkozy'nin 2010'da yaptığı açıklamaları daha ileriye taşıyan resmi açıklamalar 2019'da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan geldi.

Macron, Ruanda konusunda araştırma yapılması için tarihçi Vincent Duclert'in başkanlığında komisyon oluşturulmasını istedi.

Söz konusu Araştırma Komisyonunun 2021'de yayımladığı raporda, Fransa'nın soykırımda suç ortaklığının olmadığı ancak ağır sorumluluğunun bulunduğu belirtildi.

Soykırım sürecinde dönemin Cumhurbaşkanı Mitterrand'ın oynadığı role dikkat çekilen raporda, Fransa'nın "soykırımcı Ruanda hükümetine uzun zaman yatırım yaptığı ve soykırım konusunda körmüş gibi davrandığı" kaydedildi.