İran 'enerji silahı'nı nasıl kullanıyor?
Hürmüz’de yaşanan kesinti, enerjiye bağımlı ülkeleri doğrudan etkilerken alternatif güzergahların sınırlı kalması krizin etkisini derinleştiriyor. Uzmanlara göre Tahran yönetimi enerji akışını keserek uluslararası aktörleri sürece dahil etmeyi ve bu yolla ABD üzerindeki baskıyı artırmayı hedefliyor.02/04/2026 16:19© TRT HABER
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarında yeni bir evreye girilmiş durumda. Sahada karşılıklı saldırılar sürerken, savaşın etkisi giderek cephe hattının dışına taşarak küresel ekonominin kalbine uzanıyor. Bu yeni denklemde en kritik başlık ise Hürmüz Boğazı.
Hürmüz Boğazı’nda enerji akışı büyük ölçüde durma noktasına gelmiş durumda. Tanker geçişlerinin kesilmesi, artan güvenlik riskleri ve sigorta maliyetlerindeki sert yükseliş, küresel piyasalarda doğrudan bir arz şoku etkisi oluşturuyor. Artık piyasalar için bu durum potansiyel değil, fiili bir kesinti anlamına geliyor.
Bu durum, İran’ın klasik bir abluka yerine daha kontrollü bir baskı stratejisi izlediğini ortaya koyuyor.
Petrol fiyatlarının, ABD Başkanı Donald Trump’ın “savaş bitecek” yönündeki açıklamalarına rağmen yükselmeye devam etmesi de bu stratejinin sahadaki karşılığını gösteriyor. Piyasalar artık yalnızca askeri gelişmeleri değil, Hürmüz’deki akışın ritmini de fiyatlıyor.
İran böylece savaşın maliyetini hem cephede hem de küresel ölçekte hissettirmeyi hedefliyor.
Ancak bu yaklaşım tek yönlü işlemiyor. Enerji akışı üzerinden kurulan bu baskı, aynı zamanda İran’ın bölge ülkeleriyle ilişkilerini daha da geriyor, Körfez’de güvenlik dengelerini sertleştiriyor ve savaş sonrası döneme dair riskleri büyütüyor. Yani Hürmüz’den geçemeyen her tanker, bölgesel dengeleri ve küresel ekonomiyi yeniden şekillendiren bir sürecin parçasına dönüşüyor.
Tam da bu nedenle bugün Hürmüz’de yaşananlar, bir deniz trafiği meselesinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu hat, artık doğrudan savaşın kendisi kadar belirleyici bir cephe haline gelmiş durumda.
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Bilgehan Alagöz’e göre İran’ın Hürmüz üzerinden yürüttüğü bu strateji, sahadaki askeri denklemin doğrudan bir sonucu.
Alagöz, geçtiğimiz yıl yaşanan ve bölgede “12 Gün Savaşı” olarak anılan süreçten sonra İran’ın önemli bir kırılma yaşadığını vurguluyor. Tahran yönetimi, işgalci İsrail’e doğrudan saldırılarla caydırıcılık üretemediğini gördü. Bunun yerine savaşın maliyetini bölgeye ve küresel ekonomiye yayarak baskı kurma yoluna gitti.
Bu çerçevede Körfez ülkelerinin hedef alınması da tesadüf değil. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin öne çıkması, İbrahim Anlaşmaları sonrası İsrail ile kurulan ilişkilerle doğrudan bağlantılı.
Alagöz’e göre İran burada dolaylı bir zincir kuruyor: Körfez ülkeleri üzerinden ABD’ye, oradan da İsrail’e baskı oluşturmak.
Ancak bu strateji aynı zamanda riskli bir dengeye dayanıyor.
Çünkü İran, bir yandan küresel aktörleri sürece dahil etmeye çalışırken, diğer yandan bölge ülkeleriyle ilişkilerini daha da yıpratıyor. Alagöz bu durumu “kısır döngü” olarak tanımlıyor. Savaşın yoğunluğu kısa vadede sınırlanıyor gibi görünse de, uzun vadede İran’ın ekonomik ve diplomatik alanını daraltıyor.
Krizin dikkat çeken başlıklarından biri de Washington’dan gelen mesajlarla piyasa tepkisi arasındaki fark. ABD Başkanı Donald Trump, son açıklamalarında savaşın kısa sürede sona erebileceğini ve sürecin kontrol altında olduğunu savunuyor. Ancak aynı dönemde petrol fiyatlarının yükselmeye devam etmesi, sahadaki gerçekliğin farklı olduğunu gösteriyor.
Trump’ın özellikle Avrupa’ya yönelik söylemi de dikkat çekici. NATO'da yük paylaşımı tartışmalarını yeniden gündeme taşıyan Trump, ABD’nin Körfez enerjisine doğrudan bağımlı olmadığını vurgulayarak “ihtiyacı olanlar düşünsün” mesajı veriyor.
Bu yaklaşım, Avrupa başkentlerinde tedirginliği artırırken, Londra merkezli diplomatik girişimlerin de arka planını oluşturuyor. İngiltere’nin öncülük etmeye çalıştığı yeni diplomasi trafiği, Hürmüz’de kesintisiz akışı sağlama hedefi taşıyor.
Ancak Alagöz’e göre bu hattın etkisi sınırlı kalabilir.
Avrupa’nın ABD üzerindeki etkisi zayıflarken, asıl belirleyici hattın Washington-Pekin ilişkisi olacağı değerlendiriliyor. Çin’in Körfez enerji kaynaklarına yüksek bağımlılığı, bu krizi sadece bölgesel olmaktan çıkarıp küresel bir pazarlık başlığına dönüştürüyor.
Alagöz, özellikle Trump’ın Çin ile yapacağı görüşmelerin savaşın seyrini belirleyebileceğini ifade ediyor.
İran’ın enerji akışı üzerinden kurduğu baskı kısa vadede etkili görünse de, uzun vadede sürdürülebilirliği tartışmalı. Dr. Alagöz, İran’ın Basra Körfezi üzerindeki hakimiyet iddiasının yeni olmadığını, Pehlevi hanedanı dönemine kadar uzanan bir tarihsel arka planı bulunduğunu hatırlatıyor.
OKUR YORUMLARI (0)
Yorum Yapın