Rutte, 7-8 Temmuz'da düzenlenecek Ankara Zirvesi öncesinde zirveden beklentiler, İttifakın karşılaştığı temel sınamalar ve Türkiye'nin NATO'ya katkıları hakkında Brüksel'deki NATO Karargahı'nda AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Röportajın ayrıntıları şöyle:

Soru: Sayın Genel Sekreter, özellikle son dönemde transatlantik ilişkilerde yaşanan gerilimler göz önüne alındığında, liderliğinizde gerçekleştirilecek Ankara Zirvesi'ne yönelik beklentiler oldukça yüksek. Siz de Ankara Zirvesi'nin Lahey Zirvesi'nden bile daha önemli olabileceğini ifade ettiniz. Ankara Zirvesi'nden hangi somut kararların çıkmasını beklemeliyiz? Sizce zirveyi başarılı kılacak sonuçlar neler olacaktır?

Mark Rutte: Ankara Zirvesi'ne gelecekte dönüp bakıldığında, insanların bunun verilen taahhütlerin hayata geçirildiği bir zirve olduğunu söylemesini umuyorum. Lahey'de sözleri verdik, Ankara Zirvesi de uygulama zirvesi olmalı.

Savunma harcamaları, hem Lahey'de ele alındı, hem de Ankara'da ele alınacak 3 temel başlıktan biri. Bu alanda Avrupalılar ve Kanada'nın yalnızca 2 yıl içinde savunmaya ilave 250 milyar dolara varan kaynak ayırmış olması gerçekten etkileyici.

Dolayısıyla 1 ya da 2 yıl içinde savunma harcamalarını artırabileceğimiz üst sınıra yaklaşmış bulunmaktayız. Ancak mesele yalnızca daha fazla kaynak ayırmak değil; silahlı kuvvetlerde görev yapacak kadın ve erkek personeli temin etmemiz, savunma sanayisinin üretim kapasitesini artırmamız gerekiyor. Bu kapasiteyi hızla büyütmek zorundayız.

İkinci önceliğimiz, Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesi.

Üçüncü önceliğimiz ise daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa anlamına gelen "NATO 3.0"ı inşa etmek. Bunun için savunma sanayisi üretimini ciddi ölçüde artırmamız gerekiyor. Çünkü savunma sanayisinin üretim kapasitesi, caydırıcılığımızın ayrılmaz bir parçası.

Bu da Lahey Zirvesi'nin önemli sonuçlarından biriydi. Ancak bu alanda hem ABD'de hem de Avrupa'da hala yapmamız gereken çok iş var. Yaklaşık 3 bin savunma sanayii şirketine sahip Türkiye de bu açıdan önemli bir ülke. Ancak NATO olarak genel tabloda daha fazlasını yapmak zorundayız. Çünkü üretim ve teslimat süreleri hala çok uzun, üretim miktarımız ise ihtiyacın gerisinde kalıyor.

Soru: Ev sahibi ülke Türkiye'nin İttifaka katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye'nin savunma sanayisinin NATO'nun kolektif güvenliği açısından önemi nedir? NATO, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını daha iyi gözetmek için neler yapabilir?

Mark Rutte: Türkiye, NATO açısından son derece önemli bir ülke. Kurucu üyeler arasında yer almasa da İttifakın kuruluşundan yalnızca 3 yıl sonra, 1952'de NATO'ya katıldı. Dolayısıyla neredeyse en başından beri İttifakın bir parçası. Bugün de NATO'nun en güçlü ordularından birine sahip. Türk Silahlı Kuvvetleri son derece iyi donanımlı ve iyi eğitimli.

Bunun yanı sıra, yaklaşık 3 bin şirketten oluşan devasa bir savunma sanayisi altyapısına sahip olmanız da önemli bir avantaj. Büyük, orta ve küçük ölçekli bu şirketler inovasyona büyük önem veriyor; en yeni teknolojileri geliştiriyor ve örneğin Ukrayna savaşında sahadan edinilen dersleri savunma sanayisi üretimine yansıtıyor. Bu da Türkiye'nin savunma sanayisini son derece güçlü kılıyor.

İşte bu nedenle NATO Zirvesi Savunma Sanayi Forumu'nu 7 Temmuz'da Ankara'da düzenleme konusunda son derece kararlıydık. Amacımız elbette yalnızca Türkiye'nin değil, NATO'nun genel savunma sanayisi kapasitesini de ortaya koymak. Ancak böyle bir foruma Türkiye'nin ev sahipliği yapması son derece isabetli bir tercih.

ASELSAN'ı (nisan ayında) ziyaret ettim. Bu şirketi yakından görmek gerçekten çok etkileyiciydi. Ayrıca ASELSAN'ın Türkiye'deki çok sayıda şirketle nasıl işbirliği içinde çalıştığını, Türk savunma sanayisinin Avrupa'nın dört bir yanında ve ABD'li şirketlerle nasıl ortaklıklar geliştirdiğini görmek de son derece etkileyiciydi. Türkiye'nin ABD'de yatırım yapması, ABD'li ve Avrupa'nın diğer ülkelerindeki şirketlerin de Türkiye'ye yatırım yapması güçlü bir işbirliği ortaya koyuyor. Buna ihtiyacımız var çünkü caydırıcılığımızın temelini bu oluşturuyor.

NATO, 360 derecelik bir güvenlik perspektifiyle hareket ediyor, yani tehditlere her yönden bakıyoruz. Bu nedenle önceki sorunuza yanıt verirken Rusya'yı ön plana çıkarmış olsam da terörizm de bu 360 derecelik yaklaşımın önemli bir parçası. Türkiye'nin siyasi ve askeri liderliğinin bu konuda bize sağladığı değerlendirmeler ve bilgiler, İttifakın tamamının güvenliğinin korunması açısından kritik önem taşıyor.

Soru: Avrupa Birliği (AB) son dönemde savunma alanında önemli adımlar attı. Bu girişimler NATO'yu tamamlayıcı olarak sunulsa da AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Komisyonunun Savunmadan Sorumlu Üyesi Andrius Kubilius gibi üst düzey yetkililer aynı zamanda "stratejik özerklik" ve hatta "Avrupa Savunma Birliği" kavramlarını da dile getiriyor. Ancak bu yaklaşımlar Türkiye'yi dışlıyor gibi görünüyor. Sizce yalnızca ABD değil, Türkiye de denklemin dışında bırakılırsa Avrupa kendi güvenliğini muteber şekilde sağlayabilir mi?

Mark Rutte: Şunu söyleyeyim, Ursula von der Leyen'e büyük saygı duyuyorum. Kendisi eski bir savunma bakanı. Bu nedenle AB Komisyonu Başkanı olarak görev yapmasının hepimiz için bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Savunmadan Sorumlu Komisyon Üyesi Andrius Kubilius da bu alanda güçlü bir liderlik sergiliyor.

NATO olarak sürekli vurguladığımız konu ise kapsayıcılık. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de transatlantik niteliğini koruyan, California'dan Ankara'ya kadar uzanan ve aradaki tüm müttefikleri kapsayan bir ittifak inşa etmemiz gerekiyor. AB de savunma sanayisi kapasitesinin geliştirilmesi, toplumların dayanıklılığının artırılması ve finansman gibi alanlarda önemli katkılar sağlayabilir.

Ancak Avrupa söz konusu olduğunda, AB üyesi olan 23 NATO müttefikinin yanı sıra, AB üyesi olmayan Norveç, İzlanda, İngiltere ve Türkiye gibi müttefikler de bulunuyor. Dolayısıyla bu konuya ilişkin tartışmalar her zaman devam ediyor. Genel olarak söyleyebilirim ki bu görüşmeler son derece yapıcı bir atmosferde yürütülüyor. Hepimiz, mümkün olan en kapsayıcı yapıyı oluşturduğumuz ölçüde daha güçlü olacağımız konusunda hemfikiriz.

Soru: Avrupa'da nükleer caydırıcılığı artırmaya yönelik girişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu girişimler NATO'nun mevcut nükleer caydırıcılık mimarisini nasıl etkileyebilir?