Fidan, ABD ile İran arasında sağlanan mutabakatı, bölgede çatışma ikliminin kırılması için son derece kıymetli bir diplomatik eşik olarak gördüğünü ve memnuniyetle karşıladığını belirterek, "Sayın Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan) da vurguladıkları üzere, bölgemize ve tüm dünyaya nefes aldıran bu adımın geçici bir sükunetten ziyade yapısal ve kalıcı bir güvenlik mimarisine dönüşmesi en büyük temennimizdir." diye konuştu.

Bu mutabakatın nihai imza sürecine başarıyla taşınmasını, eksiksiz biçimde uygulanmasını ve kalıcı bir diplomatik zemine dönüşmesini temenni ettiğini dile getiren Fidan, "Nihai imzalar atılana dek geçecek hassas süreçte barış iklimini zehirleyebilecek söylemlerden ve İsrail'in süreci rayından çıkarmayı hedefleyecek olası sabotaj girişimlerinden mutlak surette kaçınılması elzemdir." ifadelerini kullandı.

Fidan, bu neticenin ortaya çıkmasında, ABD ve İran liderlerinin sergilediği siyasi iradeyi çok önemli bulduğunu söyleyerek, "Pakistan'ın arabuluculuk çabalarını takdirle karşılıyor, Katar ve Suudi Arabistan'ın diplomatik girişimlere verdikleri desteği de memnuniyetle not ediyoruz." şeklinde konuştu.

"Hürmüz Boğazı'nın savaş öncesinde olduğu gibi, tüm gemilerin güvenli, serbest ve kesintisiz geçişine açık tutulması, bölgesel istikrarın yanı sıra küresel enerji güvenliği ve uluslararası ticaret bakımından da hayati önemde bulunmaktadır." diyen Fidan, ilerleyen dönemde Türkiye'nin arzusunun bu mutabakatın daha geniş bir bölgesel barış perspektifine kapı aralaması olduğunu ve Türkiye'nin bunun için çalıştığını kaydetti.

Lavrov ile en son Antalya Diplomasi Forumu'nda görüştüklerini hatırlatan Fidan, sonrasında şartlar ortaya çıktıkça sürekli telefon iletişimi içerisinde olduklarını ifade etti.

Fidan, Türk-Rus ilişkilerindeki yoğunluğun ve bölgesel gündemin daha sık ve detaylı istişarelerde bulunulmasını zorunlu kıldığını belirterek, bugünkü görüşmelerde de ikili işbirliğini ilgilendiren birçok konunun detaylı biçimde ele alındığını aktardı.

Türkiye-Rusya ilişkilerinin köklü tarihsel birikime, güçlü ekonomik temellere, en üst düzeyde liderler arasında tesis edilen siyasi diyaloğa ve karşılıklı güvene dayandığını vurgulayan Fidan, çoklu çatışmaların ve küresel barış ile refahı tehdit eden yapısal sınamaların neden olduğu tehlikelere rağmen ikili işbirliğinin olumlu seyrinin muhafaza edildiğini dile getirdi.

Fidan, görüşmelerde enerjiden ticarete, ikili gündemde yer alan birçok konu başlığında ilerleyen dönemde atılacak adımları ele aldıklarını anlatarak, şunları kaydetti:

"Şüphesiz ikili ilişkilerimizdeki gerçek potansiyeli yakalamamız için bölgemizdeki çatışmaların sona erdirilmesi büyük bir önem arz etmekte. Bu çerçevede 5. yılına giren Ukrayna'daki savaşın mümkün olan en kısa sürede ve barışçıl yollardan sonlandırılmasına yönelik arzumuzu ilettik. Kendisine müteakip müzakere turlarına ev sahipliği yapma hususunda hazır olduğumuzu da yine ifade ettim. Ülkemizin temel önceliği Rusya ile Ukrayna'nın diplomasi masasına dönmesidir. Taraflar mutabık kaldıkları takdirde müzakerelerin daha sonuç odaklı şekilde nasıl ilerletilebileceğini de ele almaya hazırız."

Rusya-Ukrayna Savaşı'nda son dönemde görülen tırmanmanın ve savaşın coğrafi olarak yayılma tehlikesinin ciddi surette endişe verici olduğuna işaret eden Fidan, özellikle cephe gerisindeki hedeflere yönelik saldırılardaki artışın ve Karadeniz'de seyrüsefer emniyetini tehdit eden saldırıların üçüncü tarafların çıkarlarına zarar veren etkilerinin gerilimi düşürücü bazı önlemleri gerekli kıldığını söyledi.

Bakan Fidan, Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliğine ilişkin, "Son dönemde ülkemizin Karadeniz'deki çıkarlarına halel getirebilecek hadiselerin önünün alınmasına yönelik beklentimizi de değerli meslektaşıma ayrıca ilettim. Bu çerçevede Karadeniz'de seyrüsefer emniyetinin teminat altına alınması için neler yapılabileceğine dair fikir teatisinde bulunduk." ifadelerini kullandı.

Lavrov ile görüşmelerinde Güney Kafkasya'daki güncel gelişmeleri de etraflıca ele aldıklarını aktaran Fidan, yürütülen barış ve normalleşme süreçlerinin bu coğrafyaya sağlayacağı istikrarın ve bölgesel işbirliğinin önemini bu vesileyle teyit ettiklerini söyledi.

Fidan, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış ve normalleşme sürecinde katedilen mesafeden memnuniyet duyduklarını dile getirerek, "Süreçte atılan adımlar, bölgede fiilen tesis edilen barışın artık sahaya yansıdığını göstermektedir. Ekonomik etkileşimin artırılması, ulaştırma ve ticaret hatlarının geliştirilmesi, enerji ve lojistik alanlardaki karşılıklı fayda temelinde kurulacak işbirlikleri bölgesel istikrarın teminatı olacaktır. Güney Kafkasya'nın meselelerinin bölge ülkeleri ve yakın komşular tarafından diyalog ve işbirliği temelinde ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Meslektaşımın da ifade ettiği gibi 3+3 bölgesel işbirliği platformunun bu bağlamda önemli bir işbirliği çerçevesi sunduğunu düşünüyoruz." diye konuştu.

Görüşmede Türkiye'nin, Filistin meselesinin bölgesel barış, istikrar ve adaletin tesisi ekseninde çözüme kavuşturulması yönündeki tutumunu yinelediklerini vurgulayan Fidan, Filistin meselesinin Orta Doğu'daki tüm ihtilafların merkezinde yer aldığının altını çizdi.

Fidan, Gazze'de ateşkesin korunması, insani yardımlara kesintisiz erişimin sağlanması ve istikrarın tesisini teminen yeniden inşaat faaliyetlerinin başlatılması için diplomatik girişimlere katkı sağlamayı sürdürdüklerini aktararak, şunları kaydetti:

"İsrail'in iki devletli çözümü baltalamaya yönelik yıkıcı eylemlerinin, Gazze'deki ateşkes ihlallerinin, Batı Şeria'daki yerleşimci terörünün ve Doğu Kudüs'teki provokasyonlarının önlenmesi için uluslararası çabaların artırılması gerektiği ortadadır. İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye saldırıları ve işgalleri de bu ülkeleri zayıflatma ve bölgeyi istikrarsızlaştırma projesinin devamıdır. Bölgemize çatışma alanlarını genişleten değil, çözüm imkanlarını güçlendiren bir yaklaşımın hakim kılınması gerekmektedir.

Türkiye olarak başından itibaren savunduğumuz ilke de açıktır. Bu coğrafya, dış müdahalelerin ve yıkıcı jeopolitik rekabetlerin sahası olmaktan artık çıkarılmalıdır. Bölge ülkeleri ortak akıl, itidal ve sorumluluk duygusuyla kendi geleceklerine sahip çıkmalıdır. Bölgesel sahiplenme vizyonumuzun özü de tam da budur."

Bu çerçevede Orta Doğu'da kalıcı güvenliğin ancak tüm bölge ülkelerinin meşru güvenlik kaygılarının birlikte ele alınmasıyla tesis edilebileceğini vurgulayan Fidan, bu anlayışla bölge ülkeleri arasında güven artırıcı mekanizmaların güçlendirilmesi, siyasi diyalog kanallarının açık tutulmasını ve krizlerin diplomasi yoluyla yönetilmesini desteklemeye devam edeceklerini söyledi.

Fidan, Türkiye'nin bu doğrultuda bölgede barış ve istikrarın güçlendirilmesi için inisiyatif almaktan hiçbir zaman geri durmayacağının altını çizdi.