Savaşlarda enerji tesislerini vurmak ne anlama geliyor?
İran’dan Suudi Arabistan’a, Rusya’dan Sudan’a kadar enerji altyapısı savaşların öncelikli hedeflerinden biri haline geldi. Elektrik şebekelerine, rafinerilere ve yakıt depolarına yönelik saldırılar orduların savaşma kapasitesini zayıflatırken milyonlarca sivilin hayatını da doğrudan etkiliyor.09/09/2026 09:06© TRT HABER
Günümüzde Ukrayna-Rusya ya da ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşlarda ilk görüntüler genellikle cephe hatlarından geliyor. Tanklar, savaş uçakları, füze bataryaları ve askeri üsler çatışmanın görünen yüzünü oluşturuyor. Ancak modern savaşların sonucunu belirleyen mücadele yalnızca cephede yürütülmüyor.
Elektrik santralleri, trafo merkezleri, petrol rafinerileri, yakıt depoları, boru hatları, enerji terminalleri ve petrol tankerleri de savaşın görünmeyen cephesinde yer alıyor. Çünkü modern orduların hareket etmesi, haberleşmesi ve silah sistemlerini çalıştırabilmesi büyük ölçüde kesintisiz enerjiye bağlı.
Enerji altyapısına yönelik saldırıların yeniden gündeme gelmesine neden olan son gelişme İran ve Suudi Arabistan'da yaşandı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, 1 Eylül’de İran Devrim Muhafızları Ordusuna ait hava savunma noktaları, radar sistemleri, deniz unsurları, mayın döşeme kabiliyeti ve haberleşme merkezlerinin vurulduğunu duyurdu.
İran Elektrik Üretim, İletim ve Dağıtım Şirketi Tavanir, saldırılarda Hürmüzgan eyaletindeki elektrik şebekesinin bazı bölümlerinin de isabet aldığını açıkladı. Kesinti yaşanan bölgelere yeniden elektrik verilebilmesi için çalışma başlatıldığı bildirildi.
Saldırının gerçekleştiği Hürmüzgan yalnızca İran’ın güneyindeki sıradan bir kıyı eyaleti değil. Hürmüz Boğazı’na açılan bölgede önemli limanlar, askeri tesisler, petrol ve doğal gaz altyapısı ile sanayi bölgeleri bulunuyor. Bu nedenle elektrik şebekesinde meydana gelen bir kesinti hem sivil hayatı hem de askeri ve ekonomik faaliyetleri aynı anda etkileyebiliyor.
İran’daki saldırılardan yalnızca bir hafta sonra da enerji savaşı Körfez’in diğer yakasına taşındı. Husiler, Suudi Arabistan’ın güneyindeki Abha, Necran ve Cizan’da Suudi Arabistan milli petrol şirketi Aramco’ya ait tesisleri insansız hava araçları ve füzelerle hedef aldı. Suudi makamları saldırılarda 73 kişinin yaralandığını, enerji tesislerinde yangın çıktığını açıkladı. Uydu görüntülerinde Cizan Rafinerisi üzerinden yükselen yoğun duman da görüldü.
Günlük 400 bin varil ham petrol işleme kapasitesine sahip Cizan Rafinerisi daha önce de saldırıların hedefi olmuştu. Böylece Hürmüz Boğazı’nda petrol sevkiyatının zaten baskı altında olduğu bir dönemde, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e açılan enerji altyapısı da yeniden savaşın içine çekildi.
Benzer bir mücadele Rusya-Ukrayna savaşında da yaşanıyor. Rusya, Ukrayna’nın elektrik üretim ve iletim altyapısını hedef alırken Kiev yönetimi, Rusya’nın savaş ekonomisini ve ordunun yakıt tedarikini zayıflatmak amacıyla rafinerilere, petrol depolarına ve ihracat terminallerine yönelik saldırılarını artırıyor.
Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı, ağustos sonunda Nijni Novgorod bölgesindeki Kstovo Rafinerisi ile Baltık Denizi kıyısındaki Ust-Luga enerji kompleksinin saldırılar nedeniyle faaliyetlerini durdurduğunu duyurdu. Eylül ayının ilk günlerinde Rusya’nın en büyük tesislerinden Ryazan Rafinerisi de yeniden hedef alındı.
Uluslararası Enerji Ajansı, Ukrayna’nın rafinerilere, depolama tesislerine ve taşıma altyapısına yönelik saldırılarının Rusya’nın üretim görünümünü zayıflattığını belirtiyor. Ajans, Rusya’nın günlük petrol üretiminin 2026’da yaklaşık yüzde 3 azalarak 8,9 milyon varile gerilemesini bekliyor. Moskova yönetimi ise iç piyasadaki yakıt sıkıntısına karşı motorin ihracatını yasakladı; benzin ve jet yakıtı ihracatına da sınırlamalar getirdi.
Öte yandan savaşlarda enerji altyapısını hedef alma stratejisi yeni değil. İkinci Dünya Savaşı’ndan Körfez Savaşı’na ve NATO’nun 1999’daki Yugoslavya operasyonuna kadar elektrik sistemleri, petrol tesisleri ve yakıt hatları birçok hava harekatının öncelikli hedefleri arasında yer aldı.
Ancak son yıllarda değişen iki önemli unsur var. Uzun menzilli insansız hava araçları daha düşük maliyetlerle yüzlerce kilometre uzaktaki rafinerilere ulaşabiliyor. Birbirine daha fazla bağlanan elektrik, su, haberleşme ve ulaşım sistemleri nedeniyle tek bir noktada meydana gelen hasar çok daha geniş bir alanı etkileyebiliyor.
Enerji Uzmanı Mehmet Doğan’a göre bir ordunun savaşma kapasitesi bütünüyle enerjiye dayanıyor. Askeri üsler, komuta merkezleri, radar ve hava savunma sistemleri, haberleşme ağları, mühimmat fabrikaları ve lojistik hatları enerji olmadan uzun süre faaliyet gösteremiyor.
Bu nedenle enerji altyapısının devre dışı bırakılmasıyla yalnızca elektrik üretiminin ya da petrol işlemenin durdurulması amaçlanmıyor. Karşı tarafın radarlarını körleştirmek, haberleşmesini kesmek, askeri üretimini yavaşlatmak, yakıt ikmalini bozmak ve kaynaklarını onarım çalışmalarına yönlendirmek de hedefleniyor.
Saldıran taraf açısından bazen bir tesisin tamamen yok edilmesi bile gerekmiyor. Elektrik iletim merkezinin, bir rafinerideki kritik işleme ünitesinin ya da petrol terminaline uzanan boru hattının vurulması, tesisin haftalarca çalışamamasına yol açabiliyor. Hasarın giderilmesi için ihtiyaç duyulan özel parçaların yaptırımlar veya savaş koşulları nedeniyle temin edilememesi ise kesintiyi daha da uzatıyor.
Elektrik şebekeleri ile petrol rafinerilerinin savaş alanındaki işlevleri ise aynı değil. Elektrik, komuta-kontrol merkezlerinden hava savunma sistemlerine kadar birçok yapının aynı anda çalışmasını sağlıyor. Rafineriler ve yakıt depoları ise tankların, uçakların, askerî araçların ve lojistik filolarının hareket kabiliyetini belirliyor.
Petrol terminalleri ve boru hatlarının ayrıca ekonomik bir yönü bulunuyor. Enerji ihracatı, İran ve Rusya gibi ülkelerin en önemli gelir kaynakları arasında. Bu nedenle söz konusu tesislere yönelik saldırılar yalnızca cephedeki yakıt akışını değil, savaşı finanse eden ekonomik kaynakları da baskı altına almayı amaçlıyor.
Ancak Doğan, bir rafinerinin ihracat geliri sağlamasının onu otomatik olarak askerî hedefe dönüştürmeyeceğine dikkat çekiyor. Tesisin doğrudan orduya yakıt sağlamasıyla, ülke ekonomisine gelir kazandırması arasında hukuki bakımdan önemli bir fark bulunuyor.
Enerji gelirinin silah ve mühimmat alımında kullanılması halinde ekonomik katkının hangi noktada askerî katkıya dönüştüğü ise uluslararası insancıl hukukun tartışmalı alanlarından birini oluşturuyor.
Enerji tesislerine yönelik saldırıların etkisi cepheyle de sınırlı kalmıyor. Elektrik sistemi aynı zamanda modern şehirlerin bütün temel hizmetlerini birbirine bağlayan ana omurga niteliğinde.
OKUR YORUMLARI (0)
Yorum Yapın