İşin daha da düşündürücü tarafı ise laboratuvar deneylerinde bu mikro ve nanoplastiklerin insan bağırsak hücreleri tarafından içeri alınabilmesi ve bazı parçacıkların hücre çekirdeğine kadar ulaşabilmesiydi. Henüz "Bir bardak poşet çay kanser yapıyor." diyemeyiz. Bilim bunu söylemiyor. Ama şu da bir gerçek: Vücudumuzun plastiğe ihtiyacı yok. Üstelik mikroplastiklerin bağırsak, bağışıklık sistemi, hormon dengesi ve kronik iltihap üzerindeki olası etkilerini araştıran çalışmalar her geçen gün artıyor.

Benim görüşüm net: İçtiğiniz çay doğal olsun, poşeti değil! Bugün elimizde daha güvenli seçenekler varken plastikten yapılmış poşetleri kaynar suya sokmanın hiçbir mantıklı açıklaması yok. Çayın kendisini değil, ambalajını demliyoruz. Eskiler boşuna demliği sofranın başköşesine koymamış. Cam demlik, porselen demlik, metal süzgeç… Hepsi yeniden değer kazanıyor. Çünkü çayın tadını artırırken plastik yükünü azaltıyor. Bir fincan çay huzur vermeli; mikroplastik takviyesi değil! Kısacası… Çayınız dem alsın, plastik değil. Eğer poşetin içinde çaydan çok polimer varsa, o artık beş çayı değil, petrokimya molasıdır!

Sabah. com. tr Uygulamamızı İndirin