Osteoporoza Bağlı Omurga Kırıkları Sessiz İlerleyebilir
Osteoporoza bağlı omurga kırıklarının belirgin bir düşme ya da çarpma olmadan da gelişebileceğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ali Dalgıç, özellikle ileri yaştaki bireylerde aniden başlayan sırt ve bel ağrısının basit bir tutulma olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.
Osteoporoz, kemik yoğunluğunun ve kemik dokusunun dayanıklılığının azalmasıyla ortaya çıkan metabolik bir tablodur. Menopoz sonrası kadınlarda daha sık görülse de ileri yaştaki erkekler açısından da önemli bir sağlık sorunu oluşturabilir.
Hastalık vücuttaki tüm kemikleri etkileyebilir. Ancak en ciddi sonuçları arasında omurga ve kalça kırıkları yer alır. Osteoporoza bağlı omurga kırıkları bazı hastalarda belirgin bir şikâyet oluşturmadan gelişebilir ve uzun vadede hareket kabiliyetini, günlük yaşamı ve genel sağlık durumunu olumsuz etkileyebilir.
Günlük hareketler bile kırığa yol açabilir Omurga, vücut ağırlığını taşıyan temel yapılardan biridir. Ancak osteoporoz nedeniyle kemik dayanıklılığının azalması, omurları günlük hareketler sırasında oluşan yüklere karşı daha savunmasız hâle getirebilir.
Öne eğilme, hafif bir yük kaldırma, şiddetli öksürme veya hapşırma gibi sıradan hareketler bile osteoporotik omurlarda kırığa neden olabilir. Bu kırıklar çoğunlukla omurun ön bölümünde yükseklik kaybıyla sonuçlanır ve çökme kırığı olarak adlandırılır.
Ani başlayan sırt ve bel ağrısı dikkate alınmalı Osteoporoza bağlı omurga kırıkları her zaman belirgin yakınmalara yol açmayabilir. Bazı kırıklar başka bir hastalığın araştırılması sırasında tesadüfen saptanırken, bazı hastalarda ağrı sıradan bir bel tutulması olarak değerlendirilebilir.
Özellikle osteoporozu bulunan ileri yaştaki bireylerde arabanın kasisten geçmesi, ani bir hareket, öksürme veya hapşırma sonrasında başlayan sırt ve bel ağrısı dikkatle ele alınmalıdır.
Ağrının istirahat ya da ağrı kesici ilaçlara rağmen hafiflememesi hâlinde ayrıntılı değerlendirme gerekebilir. Kırığın ilerlemesi durumunda ayakta durmakla veya yürümekle artan ağrı, günlük yaşam aktivitelerinde azalma, boyda kısalma ve sırtın öne doğru eğilmesi gibi belirtiler ortaya çıkabilir.
Birden fazla omurda kırık gelişmesi ise kamburluğun artmasına, solunum kapasitesinin azalmasına ve sindirim sorunlarına yol açabilir. Kimler risk altında? Osteoporoz ve osteoporoza bağlı omurga kırığı riski yaşla birlikte artabilir.
Özellikle 70 yaş üzerindeki kadın ve erkeklerde kemik metabolizmasındaki değişiklikler nedeniyle daha dikkatli olunması gerekir. Menopoz sonrası dönemde bulunan, kemik mineral yoğunluğu düşük olan ve osteoporoz tedavisi almayan kadınlar önemli risk grupları arasında yer alır.
Daha önce osteoporoza bağlı kırık geçirmiş olmak da yeni kırık gelişme ihtimalini artırabilir. Uzun süreli kortizon kullanımı, sigara ve aşırı alkol tüketimi, yetersiz kalsiyum ve D vitamini alımı ile hareket kısıtlılığı diğer önemli risk faktörleri arasında bulunur.
Tanıda görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır Tanı sürecinin ilk aşamasını ayrıntılı hasta öyküsü ve fizik muayene oluşturur. Kesin değerlendirme için görüntüleme yöntemlerinden, gerekli durumlarda ise laboratuvar testlerinden yararlanılabilir.
DEXA ve QCT yöntemleri kemik mineral yoğunluğunun değerlendirilmesinde kullanılır. Direkt omurga grafileri ve bilgisayarlı tomografi, omurganın kemik bütünlüğü ile dizilimi hakkında bilgi verir.
Manyetik rezonans görüntüleme ise kırığın yeni veya eski olup olmadığının belirlenmesine ve omurilik üzerinde bası bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Cushing sendromu ve paratiroid bezi hastalıkları gibi osteoporoza yol açabilecek diğer sağlık sorunlarının araştırılması amacıyla laboratuvar testlerine de başvurulabilir.
Tedavide asıl hedef yeni kırıkları önlemektir Osteoporotik çökme kırıklarında yalnızca mevcut kırığın değil, kırığa neden olan osteoporozun da tedavi edilmesi gerekir. Osteoporozun kontrol altına alınması, ilerleyen dönemde ortaya çıkabilecek yeni kırıkların önlenmesi açısından temel yaklaşımı oluşturur.
Çökme kırığı tanısı alan hastalarda ilk amaç ağrının azaltılması ve kişinin günlük yaşam aktivitelerine yeniden dönebilmesidir. Akut dönemde ağrı kesici ilaçlar, korse kullanımı, fizik tedavi ve rehabilitasyon programları uygulanabilir.
Şiddetli ağrısı bulunan ve bu tedavilerden yeterli yanıt alınamayan seçilmiş hastalarda vertebroplasti veya kifoplasti gibi girişimsel yöntemler değerlendirilebilir. Bu işlemlerde kırılan omur gövdesinin içerisine ince bir iğne aracılığıyla yapay kemik çimentosu uygulanır.
Böylece omur gövdesinin mevcut yüksekliğinin korunması ve ağrının daha hızlı kontrol altına alınması amaçlanır. Ancak bu işlemler omur gövdesini ve omurga dizilimini kırık öncesindeki hâline döndürmez.
Ayrıca her hasta için uygun olmayabilir. Tedavi kararı; hastanın klinik durumu, muayene bulguları, görüntüleme sonuçları ve güncel bilimsel veriler birlikte değerlendirilerek verilmelidir.
Erken değerlendirme yaşam kalitesini koruyabilir Osteoporoza bağlı omurga kırıkları tedavi edilmediğinde kronik ağrı, hareket kısıtlılığı, boyda kısalma, omurgada şekil bozukluğu ve yaşam kalitesinde belirgin azalmaya neden olabilir.
Osteoporozun etkin biçimde tedavi edilmesi, düzenli egzersiz yapılması ve düşmelerden korunmaya yönelik önlemlerin alınması yeni kırık riskinin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Risk grubundaki bireylerin zamanında değerlendirilmesi ve osteoporoz farkındalığının artırılması önem taşır.
OKUR YORUMLARI (0)
Yorum Yapın